8 Temmuz 2009 Çarşamba

Taraf Olmak

Taraf olmak,tarafında olmak.
Dün nette rastladığım güzel bir yazı vardı çok beğendim,hoşuma gittiği için yazıyı burada da paylaşmak istedim.Yazı esasen Nick Hornby’nin “Fever Pitch” Türkçe'ye çevrilmiş haliyle “Futbol Ateşi” (Sel Yayıncılık, Çev. Bağış Erten, İstanbul, 2006) kitabından alıntılarla anlatılmış,yazı hoşuma gittiği için hemen Nick Hornby'nin dikkatimi çeken bu kitabını biraz araştırdım.Kitap önceden futboldan nefret eden bir çocuğun izleyeceği bir maç sonrası futbola bakışını değiştirmesini anlatıyor.Hatta hayatı o kadar değişiyor ki takımının iyi veya kötü seyri kendi hayatının yolunu çiziyor.

Kitabın arka kapağındaki yazıyı buraya aktarayım.
Sonraları kadınlara nasıl âşık olduysam, futbola da öyle âşık oldum: Ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden.

11 yaşında bir çocuğun ayrı yaşadığı babasıyla iletişim kurma yollarından biri olarak gittiği bir futbol maçı nelere kadir olabilir? Bir futbol oyunu bir insanın hayatını ne kadar belirleyebilir? Kendisini entelektüel olarak tanımlayan bir insan bir oyuna yakasını ne kadar kaptırabilir? Alt tarafı bir oyun olan futbolla aşk ilişkisine girmek ne derece mantıklı olabilir? Futbol tutkusu bir insanın diğer tutkularını ne kadar etkileyebilir? 'Futbolda dolu dolu bir hayat var'la, 'hayat futboldan ibarettir' arasında gidip gelen bir roman Futbol Ateşi. Ve bu soruları soranlara başka bir hayat anlatıyor...

Bu kitap bir ilk. Hem Nick Hornby için, hem de futbol yazını için. Tamam, futbol üzerine bu kitaptan önce de, sonra da birçok şey yazıldı, birçok şey söylendi. Ama futbol sevgisi hiç bu kadar güzel anlatılmadı.

Edebiyatseverler için bu bir roman olabilir. Hornby’severler için de koleksiyonun kıymetli bir parçası. Oysa futbolseverler bu kitaba bakınca başka bir şey görüyor. Çünkü gerçekten futbol bir dinse, bu da onun kitabı olmalı.

Şimdi de sporx yazarı Ali Bakın'ın yazısını aktarayım.
“Taraf” olmak!
06.07.2009

Biz futbolseverler hemen hemen hepimiz bir kulübe sevdalıyız. Kimimiz sağlam bağlarla, kimilerimiz ise daha gevşek. Futbolu küresel planda belki de bu kadar popüler yapan unsurlardan en önemlisi taraftar olmaktır. Taraftarı olduğunuz bir takımın maçını seyretmek ise ayrı bir zevk. Bu zevkin tadına varmak için “taraf” oluruz zaten.

Peki kulüp seçimini neye göre yaparsınız? Üzerinde durmak ve düşünmek gerek. Ama bunu bir sonraki yazıma bırakayım ve dilerseniz size yaşanmış “bir kulüp seçme” öyküsünü anlatayım. Daha doğrusu Nick Hornby’nin Türkçe’ye “Futbol Ateşi” (Sel Yayıncılık, Çev. Bağış Erten, İstanbul, 2006) olarak çevrilen “Fever Pitch” adlı kitabında anlattığı bu öyküyü sizlere aktarayım.

“1968 Mayısı’nda ... yani on birinci yaşgünümden hemen sonra babam Federasyon Kupası finaline (West Bromwich – Everton) gitmek isteyip istemediğimi sordu; iş arkadaşlarından biri ona iki bilet vermişti. Federasyon Kupası finali de olsa, futbolun ilgimi çekmediğimi söyledim; doğruydu, en azından ben öyle sanıyordum, ama inat olsun diye oturdum tüm maçı televizyondan izledim.” (s. 13)

Genç Hornby neden reddetmiştir sizce bu teklifi. Çünkü annesi ile babası yeni boşanmıştır. Zaten babasının amacı oğlunu futbol maçına götürüp onunla arasını düzeltmektir, ancak sert kayaya çarpmıştır. Ama bu durum uzun sürmeyecektir. Bu tekliften sonra biraz da merak üzerine futbol maçlarını seyretmeye başlar Nick. Büyülenmiştir. Üç hafta sonra geri adım atar ve babasından kendisini maça götürmesini ister. İşte burada babasının yaptığı bir maç seçimi, Nick Hornby’nin tüm yaşamını baştan aşağıya değiştirecektir. Babası Arsenal – Stoke City maçına bilet almıştır. Artık Nick sıkı bir Arsenal taraftarıdır.

Bu arada hemen belirteyim. Bu maçta Arsenal ne bir futbol resitali vermiştir, ne de golleri arka arkaya sıralayıp taraftarını coşturmuştur. Ancak Highbury’deki taraftarın takımının sergilediği kötü futboldan küskün, bezgin, düş kırıklığı içerisindeki hali Nick’i cezbetmiştir. Çünkü bu tam da ailesi dağılan Nick’in ruh halini yansıtmaktadır.

“İşte bütün her şey tek bir maçla başladı – flört aşamasının olmadığı bir aşktı- ve şimdi geriye baktığımda, yaşadığım şey beni öylesine etkisi altına almıştı ki, White Hart Lane veya Stamford Bridge gibi başka bir stadyuma gitmiş olsaydım da fark etmeyecekti. Babam umutsuz ve ısrarcı bir davranışla kaçınılmaz olanı engellemek istercesine beni Sunderland’i 5-1 yenen Tottenham’ı ve dört gol atan Jimmy Greveas’i izlemeye götürdü; ama iş işten geçmişti, atılan altı gole ve büyük oyuncularına rağmen yüreğimde hiçbir kıpırtı olmadı: Ben penaltıda kaleciden seken topu gole çevirerek Stoke’u 1-0 yenen takıma çoktan abayı yakmıştım.” (s. 20)

Bundan sonra Hornby’nin tutkulu taraftarlık yaşamı başlar. Öyle ki bir süre sonra hayat çizgisi ile Arsenal’in performansının çakışacaktır. Depresyona girip psikolojik tedavi görmeye başladığı yıllar Arsenal’in birbat bir futbol oynayıp ligin alt sıralarına demir attığı yıllardır. Bir süre sonra psikolojik sorunların üstesinden gelir. Kendi kendine bunun nedenini sorguladığında, Arsenal’in tam da bu dönemde şampiyonluğa ulaştığını ve taraftarının yüzünü güldürdüğünü fark eder. “Keşke babam beni o gün Arsenal maçına götürmeseydi” diye kısa süreli hayıflanır, bir süre sonra da bundan vazgeçer.

Peki ya siz? “Keşke babam beni X taraftarı yapmasaydı” diye geçirdiniz mi içinizden? Kimbilir...

Hiç yorum yok: